Suskunluk Duvarı
Franz Kafka – “Dava”
Kafka’da sessizlik, sistemin ve gücün dili olur.
Karakterler konuşur ama anlaşılmaz, cevaplar gelir ama hiçbir şey açıklanmaz.
Josef K. sürekli bir “suskunluk duvarına” çarpar.
Bu sessizlik, bir tür görünmez yargıdır.
Kafka’daki “sessizlik” aslında gerçekten sessizlik değil; konuşmanın var olup anlamın ortadan kalkmasıdır. “Dava”da Josef K.’nın yaşadığı şey tam olarak bu: herkes konuşur, ama hiçbir şey açıklanmaz.
Sessizlik neden konuşmaların içinde oluşur?
Dava’da sistem susmaz. Tam tersine memurlar konuşur, mahkeme süreçleri vardır, açıklamalar yapılır gibi olur.
Ama bütün bu konuşmaların ortak bir sonucu vardır: anlam üretmemesi.
Yani Kafka’da sessizlik, “kimsenin konuşmaması” değil,
konuşmanın cevap üretmemesidir.
Suskunluk duvarı
Josef K. sürekli bir şeye çarpar: açıklanmayan bir otoriteye.
kimliği belirsiz kurumlar
nedenini bilmediği suçlamalar
yüzü olmayan yetkililer
sürekli ertelenen cevaplar
Duvar görünmezdir çünkü fiziksel değildir; dilsel bir engeldir.
Yani konuşursun ama karşılık “bilgi” değil, yine sistemin kendisidir.
Görünmez yargı
Normalde yargıda:
Suç → delil → açıklama → karar
Kafka’da bu tersine döner:
Karar var → suç belirsiz → delil kayıp → açıklama yok
Bu yüzden Josef K. sürekli şunu hisseder: Yargılanıyorum ama neyle suçlandığımı bilmiyorum.
Savunma yapıyorum ama neye karşı olduğunu bilmiyorum.
Bu belirsizlik, sessizliğin en ağır formudur: açıklanmayan ama sürekli hissedilen bir otorite.
Kafka etkisi
Kafka’nın dünyasında asıl korkutucu şey şudur:
Sistem sana bağırmaz.
Sadece cevap vermez.
Bu cevap vermeme hali, klasik anlamda sessizlik değil;anlamın geri çekilmesidir.
Dava’da sessizlik:boşluk değil, yokluk değil, anlamın sürekli ertelenmesi ve açıklamanın imkânsızlaşmasıdır.
Modern ilişkilerde Kafkaesk sessizlik dediğimiz şey, basitçe kimsenin konuşmaması değil; konuşmanın var olup hiçbir şeyin netleşmemesi halidir. Yani Kafka’daki gibi: iletişim var ama açıklık yok, temas var ama anlam yok.
Bunu günlük ilişki deneyimine çevirirsek şöyle görünür: Cevap var ama açıklama yok. Dışarıdan bakınca iletişim devam ediyor gibi görünür.
Ama aslında şu eksik kalır:
Neden? Ne oluyor? Ne hissediliyor?
Bu durum Kafka’daki gibi bir “duvar” yaratır: Evet konuşma vardır ama anlam geçmez.
Ne oldu sorusuna net cevap alamamak, ilişki durumunun açıkça söylenmemesi, gidip gelmelerin açıklanmaması.
Sessizlik artık “mesafe yönetimi” olur.
Sessiz tip ilişkilerde sessizlik çoğu zaman duygusal bir kaçış değil, strateji gibi kullanılır: Ve konuşmamak , kontrol etmektir. Ve geri çekilmek, üstünlük kurmaktır. En sonunda cevap vermemek , bağlamı belirsiz bırakmaktır.
Ama karşı tarafta bunun etkisi şudur:
“Bir şey var ama ne olduğunu bilmiyorum.”
Kafkaesk ilişkilerde insanı en çok yoran şey olay değil, olay bekleyişidir:
Bir açıklama gelecek mi?
Şimdi yazacak mı?
Bu neden oldu?
Bu bekleyiş döngüsü bitmezse, ilişki bir iletişim değil bekleme alanına dönüşür.
Ama karşı tarafta bunun etkisi şudur:
“Bir şey var ama ne olduğunu bilmiyorum.”
Sonuç: En sonunda zihin boşluğu doldurmaya çalışır ve hikâyeyi kendi üretir.
Sonuç: ilişki bir “mahkeme” hissi yaratır.
Dava metaforik olarak şuna dönüşür:
Bir şey yanlış ama ne olduğu söylenmiyor. Sen kendini savunmaya çalışıyorsun ama suç belli değil. Karşı taraf “sistem” gibi var ama açıklamıyor.
Bu yüzden kişi ilişkide şunu hisseder:
“Ben bir şeyin içindeyim ama neyin içinde olduğumu bilmiyorum.”
Freudcu çerçevede zihin belirsizliği sevmez. Netlik yoksa, zihin boşluğu doldurur.
Sessizlik olduğunda
Neden yazmadı?
Bitti mi?
Başka biri mi var?
Bu sorular aslında gerçek bilgiye değil, kaygıyı düzenlemeye yöneliktir.
Yani sessizlik burada bir “olay” değil, anksiyete üreten bir boşluk alanıdır.
Ambivalans (ikili duygu hali)
İlişkisel psikanalizde en önemli kavramlardan biri
Aynı kişiye karşı aynı anda
bağlanma isteği
uzaklaşma isteği hissedersiniz.
Kafkaesk sessizlik genelde bu ambivalansı çözer gibi yapar ama çözmez.
Konuşmak yerine kişi geri çekilir, belirsiz bırakır, netlik vermekten kaçınır.
Bu, hem yakınlığı korur gibi yapar hem de mesafe sağlar.
Sessizlik çoğu zaman bilinçdışı bir savunmadır çatışmadan kaçma, suçluluk hissetmeme, duygusal yoğunluktan uzaklaşma…
Kişi konuşursa sorumluluk almak zorunda kalacaktır. Ve duyguyu netleştirmek zorunda kalacaktır.
Sessizlik ise bunu erteleyen bir “psişik kaçış alanı”dır.
Bazı ilişkilerde sessizlik sadece kaçınma değil, aynı zamanda ilişkinin ritmini kontrol etme aracıdır.
Bu durumda sessizlik, bilinçdışı bir “üst konum” yaratabilir.