Pişmanlığın Dağları
Pişmanlığın Dağları
Düşünceler bazen insanın sığınağı değil, celladı olur.
Aynı düşünce dönüp dolaşıp seni bulur,
aynı yerden vurur,
aynı yarayı yeniden açar.
“Düşüncelerim bana zulmetmeyi seviyordu…”
Bu cümle bir abartı değil; zihnin kendi kendine kurduğu bir kapanın itirafı.
İnsan bazen en çok kendi içinde kaybolur.
Pişmanlık da böyledir.
Tek bir anın, tek bir seçimin, tek bir suskunluğun
yıllarca yankılanmasıdır.
“Söyle, nasıl aşarım pişmanlık dağlarını?”
Bu soru aslında bir çıkış arayışı değil, geçmişi değiştirme arzusudur.
Ama insanın en sert gerçeği şudur: Geçmiş değişmez.
Sadece onunla kurduğun ilişki değişir.
Pişmanlık bir dağ gibi durur karşında çünkü sen onu hâlâ tırmanılması gereken bir şey sanırsın.
Oysa bazı dağlar aşılmaz.
Etrafından dolaşılır, ya da onunla yaşamayı öğrenirsin.
“Yeniden bir Nil olup taşar mıyım çöllere?”
Evet…
Ah belki.
Ama aynı nehir olarak değil.
İnsan aynı yerden geçmez ikinci kez.
Aynı suyla akmaz.
Ama yine de akar.
Pişmanlık seni kurutmaz; sadece yönünü değiştirir.
Eğer izin verirsen, o çöl bile bir gün senin içinden geçen suyu hatırlar.
“Kim giydirir başıma tacını nihayetin?”
Hiç kimse.
Çünkü “nihayet” dışarıdan verilmez.
İnsan kendi sonunu, kendi kabulüyle kurar.
Ve belki de en zor olan budur: Evet bir şeyin gerçekten bittiğini kabul etmek.
“Kim takar bileğime hürriyet künyesini?”
Yine kimse.
Çünkü özgürlük, bağların kopması değil;
bağlı olduğun şeyi artık seni yönetemeyecek hale getirmektir.
Pişmanlık seni yönetiyorsa, hâlâ bağlısındır.
“Karada balık gibi nasıl yaşarım?”
Zor.
Ama mümkün.
Çünkü insan, alışamadığı yerde de yaşamayı öğrenir.
Acıyla, eksikle, yarım kalmışlıkla…
Ve bazen hayat dediğimiz şey,
tam olarak budur.
“Şu gün, şu hastanede öldü.
Pişmanlık içindeydi ve size olan sevgisiyle gitti…”
İşte en ağır cümle burada başlar.
Çünkü bu, artık hiçbir şeyin geri alınamayacağı yerdir.
Ne bir özür,
ne bir dokunuş,
ne bir telafi…
Ama şu kalır:
Sevgi.
Ve garip olan şudur:
Pişmanlık insanı yakar, ama sevgi, öldükten sonra bile kalır.
Belki de asıl soru şu değildir:
“Pişmanlığı nasıl aşarım?”
Asıl soru şudur:
Bu pişmanlıkla nasıl yaşamayı öğrenirim?
Çünkü bazı duygular geçmez.
Sadece dönüşür.
Ve bazı insanlar gider…
ama içimizdeki yerleri
hiç boşalmaz.