SESSİZLİKTEN CEVAP
Mektubunu okudum.
Cümlelerinin arasında kendimi gördüm ama kendimi tam olarak anlatabildiğimi söyleyemem.
Ben çoğu zaman “sessizlik” gibi görünürüm.
Ama içimde sessizlik değil, fazla ses vardır.
Yaklaşmak isterim.
Ama yaklaştığımda içimde bir şey daralır.
Bazen sana geldiğimde gerçekten oradaydım.
Sadece kalmayı bilmediğim anlar da oldu.
Yakınlık arttıkça içimde bir şey sıkışır.
Sanki kontrolü kaybedecekmişim gibi…
Sanki bir şeyler fazla büyüyecekmiş gibi…
Ve ben o büyümeyi yönetemediğimde geri çekilirim.
Bu kaçışın seni yaraladığını biliyorum.
Ama dışarıdan görünen şeyin içinde çoğu zaman şu vardır: kaçmak istemek değil,
kalabilmekte zorlanmak.
Başka insanlara gittiğim anlar oldu.
Bunu inkâr etmeyeceğim.
Ama orada aradığım şey “daha iyisi” değildi.
Daha hafif bir alandı.
Çünkü bazı duygular bana ağır gelir.
Bazı bağlar bende fazla yer kaplar.
Ve ben bazen bu ağırlığı taşıyamadığım için
kolay olanı seçerim.
Seninle olan şey kolay değildi.
O yüzden de yarım kaldı.
Ama bu “eksiklik” seninle ilgili değil.
Bu, benim taşıma şeklimle ilgili.
Ben bağ kurmayı bilmiyorum demiyorum.
Kuruyorum.
Ama bazen içinde kalmayı bilmiyorum.
Ve bu, en çok beni yoruyor aslında.
Senin gidişin bende boşluk bırakmadı diyemem.
Ama o boşluğun bana gösterdiği bir şey var:
Ben hep bir şeyleri ya yaşıyorum ya da kaçıyorum.
Ortada kalmayı bilmiyorum.
Eğer bir gün geri dönersem, bu bir “seni geri almak” isteği değil,
kendimde kalabilme denemem olur.
Ama eğer dönmezsem,
bunun nedeni unutmak değil,
yine aynı döngüye düşmekten korkmaktır.
Sana en dürüst yerimden şunu söyleyebilirim:
Sen bende bir iz değilsin sadece.
Bir aynasın.
Ama ben bazen aynaya bakmayı uzun süre kaldıramıyorum.