TEFRİKA ROMAN: “Sessizliğin Kıyısında”
TEFRİKA ROMAN: “Sessizliğin Kıyısında”
Bölüm 1: Sesin Bittiği Yer
Gece tam olarak ne zaman başlar, kimse bilmez.
Ama bazı geceler vardır… İnsanın içinde başlar.
O gece de öyleydi.
Telefonum sessizdeydi.
Ama ben zaten bir mesaj beklemiyordum.
Çünkü insan en çok, artık gelmeyeceğini bildiği mesajı bekler.
Pencerenin önünde oturuyordum.
Sokak lambası titriyordu.
Sanki o da kararsızdı yanıp sönmek arasında.
Onu düşündüm.
Adını söylemedim.
Çünkü bazı isimler, ağızdan çıkınca gerçeğe dönüşür.
Ve ben… Onun artık gerçek olmasını istemiyordum.
Ama bir şey vardı.
O gece farklıydı.
İçimde bir his, sessiz ama ısrarcı bir şekilde fısıldıyordu:
“Bu bitmedi.”
Telefonu elime aldım.
Ekran karanlıktı.
Sonra…
Bir bildirim geldi.
Ama bu, ondan değildi.
Ve gel…
Mesajı okuduğum an, içimde tanıdık bir şey kıpırdadı.
Korku değildi bu.
Daha çok… Hatırlamak istemediğim bir şeyin kapıyı çalması gibi.
Parmaklarım titredi.
Ekrana tekrar baktım.
“Onu gerçekten tanıdığını mı sanıyorsun?”
Bu cümleyi daha önce duymuştum.
Bir yerden.
Ama nereden?
Gözlerimi kapattım.
Ve o an…
Rüya geri geldi.
Parça parça değil,
bu sefer bütünüyle.
Bir odadaydım.
Tanıdık ama yabancı bir oda.
Perdeler kapalıydı.
İçerisi loştu.
Ve o…
Oradaydı.
Yalnız değildi.
Onu ilk başta sırtından gördüm.
Sesini duydum önce yumuşak, tanıdık, bana ait sandığım o ses.
Ama kelimeler bana ait değildi.
Başka birine aitti.
Sonra kadın döndü.
Yüzünü net göremedim.
Rüyalarda olur ya…
Yüzler bulanıktır.
Ama his nettir.
O kadının bildiği bir şey vardı.
Benim bilmediğim.
Ve o, ona benim hiç duymadığım bir tonla konuşuyordu.
Daha yakın.
Daha gerçek.
Daha ait.
Kalbim o anda rüyada sıkıştı.
Bağırmak istedim.
“Ben buradayım.”
Ama sesim çıkmadı.
Çünkü rüyada en çok kaybolan şey sestir.
Gözlerimi açtım.
Nefesim hızlanmıştı.
Telefon hâlâ elimdeydi.
Ve o mesaj…
Bir anda anlam kazandı.
Bu bir soru değildi.
Bu bir hatırlatmaydı.
Çünkü ben onu ilk kez o rüyada kaybetmemiştim.
Ben onu o rüyada yakalamıştım.
Hatırladığın Şey Gerçektir.
Sabah olduğunda hiçbir şey tam olarak “bitmiş” gibi hissettirmez.
Sadece gece biraz daha ağırdır.
Telefon hâlâ elimdeydi.
Mesaj ekranda duruyordu:
“Onu gerçekten tanıdığını mı sanıyorsun?”
İlk refleksim, silmek oldu.
Ama silmedim.
Çünkü bazı şeyler silinince yok olmaz.
Sadece daha derine iner.
Gözlerimi kapattım.
Ve rüya tekrar geldi.
Bu kez kaçmadı.
Bu kez saklanmadı.
O oda…
Aynıydı.
Ama bu sefer farklı bir şey vardı:
Ben sadece izleyen değildim.
Kapının kenarında duruyordum.
Sanki biri beni oraya koymuştu.
Zorla değil.
Daha çok… “bakman gerekiyor” gibi.
Ve onu gördüm.
Bu kez yüzü biraz daha netti.
Çünkü rüya bazen, gerçeği saklamaktan yorulur.
O oradaydı.
Bir başkasıyla.
Ve mesele sadece bedenel bir yakınlık değildi.
Daha kötü bir şeydi.
Tanıdıklık.
Onun o kadına bakışı…
bana baktığıyla aynı değildi.
Ben bunu o anda fark ettim.
Çünkü bana baktığında hep bir mesafe vardı.
Bir yarım kalmışlık.
Ama ona baktığında tamamlanmış gibiydi.
Ve en kötüsü neydi biliyor musun?
O beni fark etti.
Rüyada.
Doğrudan bana baktı.
Sanki hep oradaymışım gibi.
Ve bir şey söyledi.
Ama ses yoktu.
Sadece dudak hareketi:
“Sen zaten biliyordun.”
Gözlerimi açtığımda kalbim hızla atıyordu.
Bu sefer rüya gibi değildi.
Bu sefer bir şey eksik değildi.
Bu sefer bir şey fazlaydı.
Hatıra gibi.
Ama yaşanmamış bir hatıra.
Telefonu tekrar açtım.
Mesaj hâlâ oradaydı.
Ve altında ikinci bir mesaj belirdi.
Sanki biri, benim uyandığımı beklemişti:
“Rüya değildi.”