TEFRİKA ROMAN ”Sessizliğin Kıyısında ” 25.Bölüm, TAHİRLE ZÜHRE MESELESİ

TEFRİKA ROMAN ”Sessizliğin Kıyısında ” 25.Bölüm, TAHİRLE ZÜHRE MESELESİ
20/05/2026 23:14
10
A+
A-

İçimde büyüttüğüm o sessiz sevgi, uzun zamandır terk edilmiş bir evin penceresinden sızan akşam ışığı gibiydi. Kimse bilmezdi; ben bile tam dokunamazdım ona. İnsanlara karşı içimde duran bu merhamet, bazen omuzlarıma ağır bir yalnızlık gibi çöküyor, bazen de bütün kırılmış yanlarımı usulca iyileştiriyordu. Ne kadar kaçsam da değişmeyen bir duygu vardı içimde. Sanki kalbim, dünyaya rağmen sevmeyi seçmişti.

Bir yolculuğa çıktım sonra. Dışarıdan bakınca sıradan görünen, fakat insanın içine doğru yürüdüğü o uzun yolculuklardan biriydi bu. Atanmıştım ve nişanlıydım. Uzun zaman verdiğim emekler karşılığını bulmuştu. Adana’dan ayrılıyordum.  Her adımda başka bir yüzüm döküldü üzerimden. İçimde yıllardır biriktirdiğim korkular, kırgınlıklar, eksik bırakılmış cümleler… Hepsi önümde sessizce dağıldı. Ve ben ilk defa, insanın bazen sadece doğru olanı yaparak hayata dönebileceğini öğrendim.

Mutluluğun kendime ait bir şey olmadığını fark ettim sonra. Bir kalp taşıyan insan, yalnız kendi huzuruyla nasıl yetinebilirdi? Dünyanın bir yerinde sevgisizlik büyürken, insanlar birbirinin omzuna yük olmaktan başka bir şey bilmiyorken, insan nasıl tam anlamıyla mutlu olabilirdi? İçimdeki bütün sevinçlerin kıyısında hep başkalarının hüznü vardı.

Yine de umut ettim.

Çünkü insan, bütün karanlığına rağmen yazabiliyorsa hâlâ yaşıyor demekti. Ben de derdimi insanlar gibi anlatmak istedim. Gürültüsüz, gösterişsiz, ama kalpten. Bir çocuğun avucunda taşıdığı kırık bir oyuncak kadar sahici olsun istedim kelimelerim. Belki bir gün birinin içindeki yalnızlığa dokunur diye.

Şimdi dönüp baktığımda görüyorum; insanı tüketen şey acı değilmiş aslında. Sevgisizlikmiş. Hoşgörünün çekildiği yerlerde ruh yavaşça kuruyor. İnsanlar birbirine bakıyor ama birbirini görmüyor artık. Herkes kendi yarasının içinde kaybolmuş gibi. Ve ben bütün bunların ortasında, kalbimde kalan son iyiliği korumaya çalışan biri gibi yürümeye devam ediyorum.

Çünkü bazı insanlar dünyayı değiştiremez belki; ama içlerinde taşıdıkları merhameti kaybetmeyerek karanlığın çoğalmasına engel olabilirler. Hasan’ı sevmiştim. Hem de çok. Hem de tüm kalbimle.

Bir geceydi.

Sessizliğin omzuna başını koymuş, uzun uzun insanı dinliyordu dünya.

Kalbinin içinde büyüttüğü o ince sızı, artık yalnızca bir hüzün değildi; bir yoldu. İnsan, bazen en büyük yolculuğunu kendi içine doğru yaparmış, bunu anladım.

Kendine “inanmak” ne kadar ağır bir kelimeydi.

Çünkü insan, kendi yarasına dokunmadan iyileşemiyordu.

Ve o, bütün korkularını avuçlarının içine alıp yürümeye çalışıyordu. Titreyerek. Ama durmadan.

Bir zamanlar herkesi sevmekle yorulmuştu. İçindeki merhameti eksilmemişti ama dünya, sevgiyi taşıyacak kadar geniş görünmüyordu artık. İnsanların birbirine değmeden yaşadığı kalabalıklar içinde, kendi sesini kaybetmiş gibiydi. Yine de vazgeçmedi. Çünkü biliyordu; kalbi kırılan insan tamamen kötüleşmezdi, yalnızca biraz sessizleşirdi. Hasan’ı çok seviyordum ama o evliydi. Benden bunu gizlememişti. Dürüsttü. Ama ben ben onunla hiçbir zaman olamayacağımı anlamıştım.

Göğsünde taşıdığı umut, bazen küçücük bir çocuğa benziyordu.

Korkuyordu.

Ama yine de ışığa doğru koşuyordu.

Ölüm sessizliği içinde bile insanın içinde yaşayan bir direniş vardı.

Bir şeye inanmak…

Birine kavuşacağı günü düşünmek…

Bir sabaha yeniden uyanmayı istemek…

İnsan en çok bunlarla hayatta kalıyordu.

O da bekledi.

Beklerken büyüdü.

Büyürken sustu.

Hayatın ona ne hazırladığını bilmiyordu belki ama artık şunu öğrenmişti:

Zafer, korkusuz olmak değildi.

Korkularına rağmen yürüyebilmekti.

Hasan’a mektup yazmaya başladı. Duygularını içinde taşıyamıyordu.

Sevgili Günlük, derdi ona. Hasan’da okurdu, mutlu olurdu. O da bazen yazardı Tuna’ya.

Ve insan, bazen yalnızca bir kalbi koruyabildiği için bile kazanmış sayılırdı. Tuna Hasan’la olamayacağını biliyordu ve çok acı çekiyordu ama yine de onu sevmeye ve korumaya devam ediyordu. Elinde değildi.

Göğe baktı.

İçinden geçen bütün cümleler birbirine karıştı.

Sonra yavaşça, kimse duymadan fısıldadı:

“Ben artık karanlığa değil, içimde kalan o küçük ışığa inanacağım.”

Ve ondan sonra Hasan’a hep Güneş Işığı, dedi.

Sevgili Günışığı,

Gerçekte böyle bir hayata kimsenin kalkışmayacağını biliyoruz. Evet, sen yetişkin bir insansın. İstediğin her şeyi de yapmakta özgürsün. Bana anlat, anneni, babanı… Dinlemek istiyorum. Şimdi hiçbir şey çocukluğumuzdaki kadar etkilemiyor bizi. Çünkü çocukluğumuzdaki suçluluk duygusu yerini ikimizin ortak acısına ve çaresizliğine bıraktı. Bana karşı gelmek yok , Güneş ışığı. Sadece varlığın bile beni mutlu ediyor. Ama ben seninle değilken acınası bir halde oluyorum. Beceriksiz, görülmemiş, sevgisiz hissediyorum. Sense beni gördün. O gün…

Mutluluk nedir ? Mutluluğa giden bir yol var mıdır ? Yoksa mutluluk bir yol mudur ? Bunu kendime söylemekten çok korkuyorum ama en büyük korkum , Hasan’ın beni sevmemiş olma ihtimaliydi. Çok değer verdiğim bu adamın hakkımda neler düşündüğü, aklında olup olmadığım düşüncesi beni çok üzüyordu.

Diğer insanlarla bir meselem yok, sadece Hasan tarafından…

Sevmek kırılgan olmaktır Hasan.  Birine kalbini vermek ve canını yakabileceğini bilmektir. Ama yine de sevmektir. Sevgi, kırılmayı da göze almaktır.

TAHİRLE ZÜHRE MESELESİ
 

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.

Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
                                          ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Yıldız vermeyi unutmayın 😉
[Total: 0 Average: 0]
Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.