TEFRİKA ROMAN ”Sessizliğin Kıyısında” 21. Bölüm , Görünmeyen Eksik
Hasan yıllardır fotoğraf çekiyordu.
Düğünlerden başlamıştı önce. Sonra dergiler, kataloglar, küçük markalar derken işi büyümüştü.
Şimdi ise daha çok tanıtım filmleri çekiyordu, bugün bir büyük otomobil firmasının çekimine gidiyordu.
Ama iş büyüdükçe içinde büyüyen boşluk da büyümüştü sanki.
O sabah çekim için fabrikanın dış sahasına geldiğinde hava daha yeni aydınlanıyordu.
Yeni model siyah araba ışıkların altında duruyordu.
Parlak, kusursuz, soğuk.
Genç ekip çalışanları koşturuyordu:
ışık kuruluyor, drone hazırlanıyor, reflektör taşınıyordu.
Hasan elinde kahvesiyle sessizce etrafa baktı.
Kimse onun sessizliğini fark etmiyordu artık.
Çünkü yıllar içinde “sessiz profesyonel” olmuştu.
“Hasan abi şu açıya da bakar mısın?” dedi gençlerden biri.
Başını kaldırdı.
Vizörden arabanın çizgilerine baktı.
Metal yüzey sabah ışığını ince bir bıçak gibi yansıtıyordu.
Hasan iyi fotoğrafı hâlâ hissedebiliyordu.
Sorun buydu zaten.
Hayatındaki birçok şeyi hissedebiliyor ama içinde kalamıyordu.
Çekim arasında firmanın reklam sorumlusu yanına geldi.
“Abi sen bu işi başka yapıyorsun ya,” dedi gülerek. Kralsın sen.
“Arabayı canlı gösteriyorsun resmen.”
Hasan hafifçe gülümsedi.
İçinden:
“İnsanlar makinelere bile canlılık arıyor,”
diye geçirdi.
Belki herkes kendi eksikliğini tamamlayacak bir şey bulmaya çalışıyordu.
Öğlene doğru çekim sahası iyice ısındı.
Asfaltın üstünden sıcak hava yükseliyordu.
Hasan bir ara kamerayı indirip uzaklara baktı.
Bir anlığına Esin geldi aklına.
Sebepsizce.
Bazen insan birini özlemek için yalnız kalmıyordu.
Kalabalığın ortasında da eksiklik ansızın gelip insanın içine oturabiliyordu.
Genç asistanlardan biri telefonuyla fotoğraf çekiyordu sürekli.
Hasan ona baktı bir süre.
Sonra kendi gençliğini düşündü.
O zamanlar hayatın uzun olduğuna inanıyordu.
Şimdi ise bazı şeylerin insan fark etmeden geçip gittiğini biliyordu.
Akşam çekim bittiğinde herkes yorgun ama neşeliydi.
Firma yetkilileri memnundu.
Hasan dosyaları topladı.
Arabanın son hâline bir kez daha baktı.
Kusursuz görünüyordu.
Ama Hasan uzun zamandır şunu öğrenmişti:
En parlak görünen şeylerin içinde bile bazen büyük bir sessizlik olabiliyordu.
Üçüncü seansta Hasan odaya girdiğinde yüzünde alışılmadık bir yorgunluk vardı. Sanki bütün hafta yalnızca düşünmüş, hiçbir sonuca varamamıştı. İnsan bazen gerçeğe yaklaşınca iyileşmezdi hemen; önce daha çok dağılırdı. Çünkü yıllarca susturduğu şeyler konuşmaya başladığında, insanın içindeki düzen bozulurdu.
Koltuğa oturduğunda terapist onun gözlerinin altındaki morluğu fark etti ama hemen söylemedi. Hasan bunu seviyordu. Kadın, onu parçalarına ayırmadan da görebiliyordu.
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Hasan cebinden buruşturulmuş bir kâğıt çıkardı. Üzerinde karalanmış cümleler vardı. Bazıları yarım bırakılmış, bazı kelimelerin üstü tekrar tekrar çizilmişti.
“Bütün hafta bunu yazdım,” dedi.
“Ama ne anlatmaya çalıştığımı tam bilmiyorum.”
Terapist kâğıdı istemedi. Yalnızca Hasan’a baktı.
“Anlatmayı deneyin.”
Hasan derin bir nefes aldı. Sesinde bu kez yalnızca yorgunluk değil, kırılganlık da vardı.
“Ben onu seviyordum,” dedi yavaşça.
“Ama onun yanında bir süre sonra kendimi eksik hissetmeye başladım.”
Bu cümleyi söylerken gözleri uzaklara kaydı. O kadın yeniden odanın içine girmiş gibiydi. Gülüşüyle, bakışıyla, Hasan’ın içinde yıllardır kapalı duran yerlere dokunuşuyla…
“Bana yaklaştıkça…” dedi Hasan,
“Sanki benden daha fazlasını görecekmiş gibi hissediyordum. Ve gördüğünde hayal kırıklığına uğrayacakmış gibi.”
Terapist sessizce sordu:
“Ne göreceğinden korkuyordunuz?”
Hasan dudaklarını birbirine bastırdı.
“Boşluk.”
Bu kelimeyi söyledikten sonra odanın havası değişti. Çünkü bazı insanlar hayatları boyunca güçlü görünmeye çalışırken, aslında içlerindeki boşluğu saklıyorlardı. Hasan da öyleydi. Sevilirse tamamlanacağını sanmıştı. Ama biri ona gerçekten yaklaşınca, kendi eksikliğini daha çok hissetmişti.
“Ben onu kaybetmedim sadece,” dedi.
“Kendimi de kaybettim.”
Terapist başını hafifçe eğdi.
“Belki de ilk kez kendinizi gördünüz.”
Hasan bu cümleye hemen itiraz etmek istedi ama edemedi. Çünkü içinde bir yer bunun doğru olduğunu biliyordu. O kadınla yaşadığı şey yalnızca bir ilişki değildi; Hasan’ın yıllardır kaçtığı kendiliğiyle karşılaşmasıydı.
“Bir insan neden sevildiğinde huzursuz olur?” diye sordu birden.
Terapist cevap vermeden önce kısa bir sessizlik oldu.
“Çünkü bazı insanlar sevgiyi güven değil, sorumluluk gibi öğrenir,” dedi sakin bir sesle.
“Yakınlık onlar için sıcaklık değil, kaybetme ihtimalinin başlangıcıdır.”
Hasan başını eğdi. Çocukluğu yeniden zihninde açılıyordu. Evdeki sessizlikler… Annesinin içine attığı şeyler… Babasının görünmez öfkesi… Kimsenin kimseye gerçekten yaklaşamadığı o boğuk ev…
Birden şunu fark etti:
Küçük Hasan, sevilmenin geçici olduğuna çok erken inanmıştı.
O yüzden biri ona yaklaştığında içinde hemen eski korku uyanıyordu. “Bir gün gidecek.” Ve Hasan, terk edilmeden önce uzaklaşmayı seçiyordu. Çünkü kontrol edebildiği tek kayıp buydu.
Gözleri doldu ama yine ağlamadı.
“Ben neden hiç tam hissedemiyorum?” diye sordu sessizce.
Terapist bu kez uzun süre sustu. Sonra yavaşça konuştu:
“Çünkü siz sevgiyi, eksik olduğunuz için değil; eksikliğinizi kapatması için arıyorsunuz.”
Bu cümle Hasan’ın içine ağır ağır oturdu. Hayatı boyunca bir kadının bakışında tamamlanmak istemişti. Ama insan, kendinden kaçarken kimsenin sevgisinde huzur bulamıyordu.
Seansın sonuna doğru Hasan ilk kez yalnızca acısını değil, davranışlarını da görmeye başlamıştı. Kaçışlarını. Susuşlarını. Bir kadın onu gerçekten görmeye başladığında neden içinin daraldığını…
Kapıya yöneldiğinde terapist ona son kez baktı.
“Onu sevmiş olabilirsiniz Hasan Bey,” dedi.
“Ama asıl mesele şu: Kendinizle ilk kez onun yanında karşılaştınız.”
Hasan koridora çıktığında içinde tanıdık bir hüzün vardı yine. Ama bu kez acının içinde küçük, çok küçük bir açıklık da hissediyordu.
İnsan bazen iyileşmeye umutla değil, gerçeği inkâr edemeyerek başlardı.