TEFRİKA ROMAN: “Sessizliğin Kıyısında”

TEFRİKA ROMAN: “Sessizliğin Kıyısında”
05/05/2026 11:28
146
A+
A-
  1. Bölüm Caretta Sahili ve Geçmişin Sesi

Hanfendi o yaz ilk kez gerçekten sustu.

Ne mesaj attı,
ne bekledi,
ne de içinden geçenleri birine anlattı.

Kaçtı.

Şehirden değil…
hatıralardan.

Yazlığa gitti.

Orada herkes birbirini tanıyordu.
Herkes birbirine selam veriyordu.
Ama kimse kimsenin içini bilmiyordu.

Onu ilk o gün gördü.

Yaşlı kadın.
68 yaşında.
Ama gözleri gençliğinde bir yerde kalmış gibiydi.

Konuşmayı pek sevmiyordu. Ama benimle konuşurken rahattı.

Bu yüzden Hanfendi onu hemen anladı.

Çünkü bazı insanlar,
ancak susarak anlaşılır.

Bir akşam yan yana oturdular.
Deniz sessizdi.
Rüzgâr hafifti.
Kadın bir anda konuştu:

“Biz de özgürlük diyorduk…”

Hanfendi başını çevirdi.

İlk kez kendi hikâyesine benzemeyen bir acı duydu.

Kadın anlatmaya devam etti:

“Her şey oyun gibi başladı.
Sonra kimse gülmedi.”

Hanfendi bir şey demedi.

Ama içinde bir şey yerinden oynadı.

Çünkü ilk kez şunu fark etti:

Bazı insanlar sevgide kaybolur,
bazıları davada.

Ama sonuç değişmez.

İnsan, en çok inandığı şeyde
kırılır.

O gece Hanfendi sustu.
Ama bu kez kaçtığı için değil.

Dinlediği için.

Ve ilk kez,
Bay Sessizlik’ten başka bir hikâyenin
onu bu kadar derinden sarstığını fark etti

Sabah oldu,
Her sabah yüzmeye gidiyorlardı.
Caretta Sahili…

Anamur’da küçük bir sahildi burası.
Caretta sahil evleri…

Deniz sakindi.
Ama Hanfendi’nin içi değil.

Arkadaşıyla birlikte suya girdiler.
Konuşmadan yüzdüler bir süre.
Sessizlerdi.
Çünkü bazı konuşmalar, sudan çıkınca başlardı.

Kumlara oturduklarında Hanfendi derin bir nefes aldı.

“Bir roman yazmak istiyorum,” dedi.
“Çünkü artık hiçbir şeyin anlamı kalmadı gibi.
Aşkın bile.”

Arkadaşı ona baktı.
Sessizce.

“Bizim gençliğimiz… Sanki boşa geçmiş gibi,” diye devam etti Hanfendi.
“Seviyoruz, ama değeri yok.
Bekliyoruz, ama karşılığı yok.”

Sonra durdu.

Yanlarında oturan kadına döndü.

Saçları beyazdı.
Ama yüzünde tuhaf bir sakinlik vardı.

“Siz…” dedi Hanfendi, biraz çekinerek.
“Eski zamanları gördünüz.”

Kadın başını hafifçe kaldırdı.

“1975’leri…
Adana’yı…
Çocukluğunuzu…”

Hanfendi’nin sesi yumuşadı.

“Anlatır mısınız?” dedi.
“Belki… Ben de size bugünü anlatırım.”

Kadın bir süre sustu.

Denize baktı.

Sanki dalgaların içinden bir şey seçer gibi…

Sonra konuştu:

“Biz de sizin gibiydik,” dedi.
“Her şeyin anlamı var sanıyorduk.”

Hanfendi’nin kalbi hafifçe sıkıştı.

Kadın devam etti:

“Sonra anladık.
Anlam dediğin şey,
insanın elinden alınabilirmiş.”

Rüzgâr hafifçe esti.

Ve o anda…
iki kadının hikâyesi aynı yerde birleşti.

Biri geçmişten geliyordu,
diğeri kaybolduğu yerden.

Ama ikisi de aynı şeyi taşıyordu:

Kırılmış bir inanç.

Yıldız vermeyi unutmayın 😉
[Total: 5 Average: 4]
Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.