DUHA KOCA OĞLU DELİ DUMRUL DESTANINI BEYAN EDER HANIM HEY!

Meğer hanım, Oğuz’da Duha Koca oğlu Deli Dumrul derlerdi bir er var idi. Bir kuru çayın üzeri ne bir köprü yaptırmıştı. Geçeninden otuz üç akçe alırdı, geçmeyeninden döve döve kırk akçe alırdı.
Bunu niçin böyle ederdi? Onun için ki:

DUHA KOCA OĞLU DELİ DUMRUL DESTANINI BEYAN EDER HANIM HEY!
A+
A-
15.10.2021
2.517

DUHA KOCA OĞLU DELİ DUMRUL DESTANINI BEYAN EDER HANIM HEY!

Meğer hanım, Oğuz’da Duha Koca oğlu Deli Dumrul derlerdi bir er var idi. Bir kuru çayın üzeri ne bir köprü yaptırmıştı. Geçeninden otuz üç akçe alırdı, geçmeyeninden döve döve kırk akçe alırdı.
Bunu niçin böyle ederdi? Onun için ki: “Benden deli, benden güçlü er var mıdır ki çıksın benimle savaşsın, benim erliğim, bahadırlığım, kahramanlığım, yiğitliğim Rum’a, Şam’a gitsin, ün salsın” der idi. Meğer bir gün köprüsünün yanında bir bölük oba konmuştu. O obada bir iyi güzel yiğit hasta düşmüştü. Allah’ın emriyle o yiğit öldü. Kimi oğul diye, kimi kardeş diye ağladı. O yiğit üzerine dehşetli kara feryat koptu. Ansızın Deli Dumrul dört nala yetişti. Der:
(…)
“Ne ağlıyorsunuz, benim köprümün yanında bu gürültü nedir, niye feryat ediyorsunuz?” dedi.
Dediler:
“Hanım, bir güzel yiğidimiz öldü, ona ağlıyoruz.”

Deli Dumrul der:
“Bre yiğidinizi kim öldürdü?”

Dediler:
“Vallah bey yiğit, Allah Teala’dan buyruk oldu, al kanatlı Azrail o yiğidin canını aldı.”

Deli Dumrul: “Bre Azrail dediğiniz ne kişidir ki adamın canını alıyor, yâ kadir Allah, birliğin varlığın hakkı için Azrail’i benim gözüme göster, savaşayım, çekişeyim, mücadele edeyim, güzel yiğidin canını kurtarayım, bir daha güzel yiğidin canını almasın.” dedi. Çekildi döndü Deli Dumrul evine geldi. Hak Teâla’ya Dumrul’un sözü hoş gelmedi:
(…)
Benim birliğimi tanımıyor, birliğime şükür kılmıyor, benim ulu dergâhımda gezsin, benlik eylesin.” dedi. Azrail’e buyruk eyledi kim:
(…)
“Benzini sarart, canını hırıldat al.” dedi. Deli Dumrul kırk yiğit ile yiyip içip otururken ansızın Azrail çıkageldi. Azrail’i ne çavuş gördü, ne kapıcı. Deli Dumrul’un görür gözü görmez oldu, tutar elleri tutmaz oldu. Dünya âlem Deli Dumrul’un gözüne karanlık oldu. Çağırıp Deli Dumrul söyler, görelim hanım ne söyler…
Der:
“Bre ne heybetli ihtiyarsın
Kapıcılar seni görmedi
Çavuşlar seni duymadı
Benim görür gözlerim görmez oldu
Tutar benim ellerim tutmaz oldu
Titredi benim canım cûşa geldi
Altın kadehim elimden yere düştü
Ağzımın içi buz gibi
Kemiklerim tuz gibi oldu
Bre sakalcığı akça ihtiyar
Gözceğizi fersiz ihtiyar
Bre ne heybetli ihtiyarsın söyle bana
Kazam belâm dokunur bugün sana” dedi.
Böyle diyince Azrail’in hiddeti tuttu, der:
(…)
Gözümün fersiz olduğunu ne beğenmiyorsun.
Gözü güzel kızların gelinlerin canını çok almışım.
Sakalımın ağardığını ne beğenmiyorsun.
Ak sakallı kara sakallı yiğitlerin canını çok almışım.
Sakalımın ağarmasının mânası budur” dedi.
(…)
Al kanatlı Azrail benim elime geçse, öldüreydim, güzel yiğidin canını onun elinden kurtaraydım diyordun… Şimdi bre deli, Geldim ki senin canını alayım, verir misin yoksa benimle cenk eder misin?” dedi.
Deli Dumrul:
“Bre al kanatlı Azrail sen misin?” dedi.
“Evet benim.” dedi.
“Bu güzel yiğitlerin canını sen mi alıyorsun.” dedi.
“Evet ben alıyorum.” dedi.
“Bre Azrail ben seni geniş yerde istiyordum dar yerde iyi elime girdin değil mi?” dedi.
“Ben seni öldüreyim güzel yiğidin canını kurtarayım.” dedi.
Kara kılıcını sıyırdı eline aldı, Azrail’e çalmağa hamle kıldı. Azrail bir güvercin oldu, pencereden uçtu gitti. İnsanoğlunun ejderhası Deli Dumrul elini eline çaldı, kah kah güldü.
Der:
“Yiğitlerim, Azrail’in gözünü öyle korkuttum ki geniş kapıyı bıraktı, dar bacadan kaçtı, madem ki benim elimden güvercin gibi kuş oldu uçtu, ben onu bırakır mıyım doğana aldırmayınca” dedi. Kalktı atına bindi, doğanını eline aldı, ardına düştü. Bir iki güvercin öldürdü. Döndü, evine gelirken, Azrail, atının gözüne göründü. At ürktü, Deli Dumrul’u kaldırdı yere vurdu. Kara başı bunaldı, darda kaldı. Ak göğsünün üzerine Azrail basıp kondu. Demin mırıldanıyordu, şimdi hırıldanmağa başladı.
Der:
“Bre Azrâil aman
Tanrının birliğine yoktur güman

Ben seni böyle bilmezdim
Hırsız gibi can aldığını duymazdım
(…)
Ne söyledim bilmedim
Beylikten usanmadım yiğitliğe doymadım
Canımı alma Azrâil medet” dedi.
Azrail:
(…)
“Bana ne yalvarıyorsun, Allah Teâla’ya yalvar, benim de elimde ne var, ben de bir emir
kuluyum” dedi.
Deli Dumrul der:
“Peki ya can veren, can alan Allah Teâla mıdır?”
“Evet odur.” dedi.
Döndü Azrail’e:
“Peki ya sen ne eylemekli belâsın, sen aradan çık, ben Allah Teâla ile haberleşeyim” dedi.
Deli Dumrul burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:
“Yücelerden yücesin
Kimse bilmez nicesin
Güzel Tanrı
Nice cahiller seni gökte arar, yerde ister
Sen bizzat mü’minlerin gönlündesin
Dâim duran cebbar Tanrı
Baki kalan settar Tanrı
Benim canımı alacaksan, sen al
Azrâil’e almağa bırakma.” dedi.
Bu sözler, Allah Teâla’nın hoşuna gider. Azrâil’e canının yerine can bulması karşılığında Deli Dumrul’u bağışlayacağını söyler. Azrâil, bunu Deli Dumrul’a iletir. Deli Dumrul’un aklına hemen anne ve babası gelir. Can istemek için önce babasının yanına gider. Azrâil’le yaşadıklarını anlatır ve babasından canının yerine can ister.
Babası der:
“Oğul oğul ay oğul
Canımın parçası oğul
Doğduğunda dokuz erkek deve kestiğim aslan oğul
Penceresi altın otağımın kabzası oğul
Kaza benzer kızımın gelinimin çiçeği oğul
Karşı yatan kara dağım gerek ise
Söyle gelsin Azrâil’in yaylası olsun
Soğuk soğuk pınarlarım gerek ise
Ona binek olsun
Katar katar develerim gerek ise
Ona yük taşıyıcı olsun
Ağıllarda akça koyunum gerek ise
Kara mutfak altında onun şöleni olsun
Altın gümüş para gerek ise
Ona harçlık olsun
Dünya tatlı, can aziz
Canımı kıyamam belli bil
Benden aziz, benden sevgili anandır
Oğul, anana var.” dedi. Deli Dumrul babasından yüz bulamayınca anasının yanına gelir. Olan biteni bir de ona anlatır.
Anası der:
“Oğul oğul ay oğul
Dokuz ay dar karnımda taşıdığım oğul
On ay deyince dünya yüzüne getirdiğim oğul
Dolma beşiklerle doladığım oğul
Dolu dolu ak sütümü emzirdiğim oğul
Akça burçlu hisarlarda tutulaydın oğul
Pis dinli kafir elinde esir olaydın oğul
Altın akçe gücüne dayanarak seni kurtaraydım oğul
Yaman yere varmışsın, varamam
Dünya tatlı, can aziz
Canımı kıyamam belli bil” dedi, anası da canını vermedi. Durum böyle olunca Azrâil, Deli Dumrul’un canını almaya gelir. Deli Dumrul, Tanrının birliğine şüphe etmediğini söyler. Ancak Azrâil görevini yapmak durumundadır. Sonra Deli Dumrul, eşinin yanına gidebilmek için Azrâil’den izin ister. Sürdü helâllisinin yanına geldi, der:
“Biliyor musun neler oldu?
Gökyüzünden al kanatlı Azrâil uçup geldi
Benim beyaz göğsümü bastırıp kondu
Benim tatlı canımı alır oldu
Babama ver dedim can vermedi
Anama vardım can vermedi
Dünya şirin can tatlı dediler
Şimdi
Yüksek yüksek kara dağlarım sana yaylak olsun
Soğuk soğuk sularım sana içme olsun
Tavlı tavlı koç atlarım sana binek olsun
Penceresi altın otağım sana gölge olsun
Katar katar develerim sana yük taşıyıcı olsun
Ağıllarda beyaz koyunum sana şölen olsun
Gözün kimi tutarsa
Gönlün kimi severse
Sen ona var
İki oğlancığı öksüz koyma” dedi.
Kadın burada söylemiş, görelim bakalım hanım ne söylemiş…
Der:
“Ne diyorsun, ne söylüyorsun?
Göz açıp da gördüğüm
Gönül verip sevdiğim
Koç yiğidim şah yiğidim
(…)
Karşı yatan kara dağları
Senden sonra ben neyleyim
Yaylar olsam benim mezarım olsun
Soğuk soğuk sularını
İçer olsam benim kanım olsun Altın akçeni harcar olsam benim kefenim olsun
Tavlı tavlı koç atını
Biner olsam benim tabutum olsun
(…)
Arş şahit olsun sekizinci kat gök şahit olsun
Yer şahit olsun gök şahit olsun
Kadir Tanrı şahit olsun
Benim canım senin canına kurban olsun.” dedi, razı oldu. Azrail hatunun canını almaya geldi, insanoğlunun ejderhası eşine kıyamadı. Deli Dumrul, Allah Teâla’ya burada yalvarmış, görelim nasıl yalvarmış…
Der:
“Yücelerden yücesin
Kimse bilmez nicesin
Güzel Tanrı
Çok cahiller seni gökte arar yerde ister
Sen bizzat mü’minlerin gönlündesin
Dâim duran cebbar Tanrı
Ulu yollar üzerine
İmaretler yapayım senin için
Aç görsem donatayım senin için
Alırsan ikimizin canını beraber al
Bırakırsan ikimizin canını beraber bırak
Keremi çok kadir Tanrı” dedi.
Hak Teâla’ya Deli Dumrul’un sözü hoş geldi. Azrail’e emreyledi: “Deli Dumrul’un babasının anasının canını al, o iki helâlliye yüz kırk yıl ömür verdim” dedi. Azrail de babasının anasının derhal canını aldı. Deli Dumrul yüz kırk yıl daha eşi ile ömür sürdü. Dedem Korkut gelip destan söyledi, deyiş dedi:
“Bu destan Deli Dumrul’un olsun, benden sonra alp ozanlar söylesin, alnı açık cömert erenler dinlesin” dedi.
Dua edeyim hanım:
Yerli kara dağların yıkılmasın.
Gölgeli koca ağacın kesilmesin.
Taşkın akan güzel suyun kurumasın.
– Kadir Tanrı seni namerde muhtaç etmesin.
Ak alnında beş kelime dua kıldık, olsun kabul.
Derlesin toplasın
Günahımızı adı güzel Muhammed’e bağışlasın hanım hey!…

Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı, Ankara Üniversitesi Basımevi, 1964.

Yıldız vermeyi unutmayın 😉
[Total: 0 Average: 0]
Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.