OĞUZ ATAY, GÜNLÜK VE TEHLİKELİ OYUNLAR
“Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?”
Bu cümle, onun okuruyla kurmak istediği bağı ve anlaşılma arzusunu simgeleyen en bilinen ifadelerinden biridir.
Oğuz Atay için hayat, çocukların oynadığı neşeli bir oyun değildi. Ama insanların toplum içinde oynadığı rollerin büyük bir oyun olduğuna inanıyordu.
Özellikle Tehlikeli Oyunlar romanında “oyun” bir metafordur.
Atay’a göre insanlar çoğu zaman:
Başarılı insan rolü oynar.
Mutlu aile rolü oynar.
Güçlü insan rolü oynar.
Toplumun onayladığı kimlikleri sahneler.
Fakat bu rollerin altında korkuları, yalnızlıkları ve kırılganlıkları vardır.
Bu yüzden “oyun”, onun eserlerinde iki anlama gelir:
Birincisi, insanın hayatta takındığı maskeler.
İkincisi, bu maskeleri fark ederek onlarla hesaplaşma çabası.
Oyun, hem bir sığınak hem de bir tuzaktır.
Bu yüzden bir romanı Tehlikeli Oyunlar adını taşır. Çünkü insan bazen oynadığı role o kadar alışır ki, kendi sesini duyamaz olur.
Bu düşünce Günlük’te de hissedilir. Atay, insanların birbirleriyle gerçekten konuşamadığını, çoğu zaman roller üzerinden ilişki kurduğunu düşünür. Kendisi ise bu oyunun dışında kalmaya çalışır; bu da onu yalnızlaştırır.
Ben de antik tiyatro görünce aklıma Oğuz Atay geldi. Antik tiyatroda insanlar sahneye çıkar ve bir rol oynarlar. Atay’ın eserlerinde ise sahne hayatın kendisidir. Herkes rolünü oynar; o ise sık sık şu soruyu sorar:
“Rolüm bittiğinde geriye gerçekten ben kalıyor muyum?”
Oğuz Atay’ın Günlük’ü, bir yazarın hayatını değil, zihnini anlatır. Bu sayfalarda en çok hissedilen duygu yalnızlıktır. Atay, çevresindeki insanlarla aynı dili konuşamadığını düşünür; yazmayı ise bir meslekten çok var olmanın yolu olarak görür. Bu yüzden “Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?” diye seslenir.
Günlük boyunca kendini acımasızca eleştirir, sonra kendisiyle alay ederek ayağa kalkar. Mizahı, acısını hafifleten ince bir kalkandır. Hastalığı ilerledikçe ölüm düşüncesi de metne yaklaşır. Ama onu asıl korkutan ölüm değil, yarım kalmaktır. Yazılamayan cümleler, bitirilemeyen kitaplar…
Belki de Günlük, bir insanın yaşama tutunma çabasının en samimi kayıtlarından biridir.
Oğuz Atay’ın yalnızlığı dramatik olmaktan çok ince, ironik ve düşüncelidir. Bülent Ortaçgil’in müziğinde de benzer bir iç konuşma hissi vardır. Bu nedenle birçok okur, Atay’ın dünyasıyla Ortaçgil’in şarkıları arasında doğal bir yakınlık hisseder. 💫