Turgut Özben
Turgut Özben, Tutunamayanlar romanının yalnızca anlatıcısı değildir; psikanalitik açıdan bakıldığında, kendi benliğini Selim Işık üzerinden arayan bir karakterdir. Selim’in ölümünü araştırırken aslında bilinçdışına doğru bir yolculuğa çıkar.
Freud’a göre Turgut Özben
Freud’un kuramında bastırılmış duygular doğrudan değil, dolaylı yollarla ortaya çıkar. Turgut’un Selim’i araştırması da böyle okunabilir.
Başlangıçta amacı arkadaşının neden intihar ettiğini anlamaktır. Fakat ilerledikçe Selim’in yaşadığı yalnızlığın ve yabancılaşmanın kendisinde de bulunduğunu fark eder.
Selim, Turgut’un bastırdığı tarafın aynası hâline gelir.
Turgut’un düzenli işi, ailesi ve toplumsal kimliği güçlüdür. Ancak bilinçdışında bunların yeterli olmadığı hissi vardır. Selim’in ölümü, bu bastırılmış sorgulamayı harekete geçirir.
Jung’a göre “gölge”
Jung’un “gölge” kavramıyla bakıldığında Selim Işık, Turgut’un gölgesidir.
Selim’in yaşadığı:
- topluma yabancılaşma,
- yoğun düşünme,
- anlam arayışı,
- uyumsuzluk,
Turgut’un da içinde vardır; fakat o bunları yıllarca bastırmıştır.
Selim öldükten sonra Turgut, gölgesiyle yüzleşmek zorunda kalır.
Romanın sonunda yaşadığı değişim, Jung’un “bireyleşme” sürecini andırır. Artık eski Turgut değildir.
Nesne ilişkileri kuramı
Nesne ilişkileri açısından Turgut, kimliğini başkalarının gözünden kurmuş biridir.
İyi eş,
iyi mühendis,
iyi vatandaş…
Bunlar onun dış kimliğidir.
Selim ise “Ben gerçekten kimim?” sorusunu temsil eder.
Bu yüzden Selim öldüğünde yalnızca bir arkadaş kaybolmaz; Turgut’un sağlam sandığı kimliği de sarsılır.
Lacan’a göre
Lacan, insanın eksiklik duygusuyla yaşadığını söyler.
Turgut’un yolculuğu da bu eksikliği doldurma çabasıdır.
Selim’i anlayacağını düşünür.
Fakat yolculuğun sonunda şunu fark eder:
Aradığı kişi Selim değildir; eksik olan kendi benliğidir.
Bu nedenle araştırma hiçbir zaman tam anlamıyla tamamlanmaz.
Romanın sonunda
Roman boyunca Turgut’un “öz”e doğru yürüdüğü hissedilir.
Soyadı da dikkat çekicidir:
Öz-ben.
Bu yalnızca bir soyadı değildir; Atay’ın bilinçli bir seçimidir. Turgut, toplumsal rollerin arkasındaki “öz ben”e ulaşmaya çalışır.
Psikanalitik sonuç
Psikanalitik açıdan Tutunamayanlar, bir intiharın araştırılması değil, kimlik krizinin romanıdır.
Turgut Özben’in Selim’i araması, aslında kendi bastırılmış benliğini aramasıdır. Selim’in ölümü, onun bilinçdışının kapısını açar. Yolculuk boyunca toplumsal maskeleri çözülür ve geriye şu soru kalır:
“Ben gerçekten kimim; başkalarının benden beklediği kişi mi, yoksa yıllardır bastırdığım kişi mi?”
Bu soru, romanın psikolojik merkezini oluşturur ve Turgut Özben’i Türk edebiyatındaki en derin içsel yolculuk yaşayan karakterlerden biri hâline getirir.
Peki neden ?
Bu soru, Tutunamayanların en önemli sorularından biridir. Oğuz Atay, Turgut’un neden böyle olduğunu açıkça anlatmaz; okur, ipuçlarından bir portre oluşturur.
Psikanalitik açıdan Turgut’un böyle olmasının birkaç nedeni olabilir.
- Toplumsal beklentilere göre yaşayan bir insan
Turgut başarılıdır.
- İyi bir işi vardır.
- Evlidir.
- Düzenli bir hayat sürer.
- Çevresinde “normal” kabul edilir.
Fakat bu kimlik büyük ölçüde toplumun onayladığı bir kimliktir.
Freud’a göre Turgut, isteklerini ve sorgulamalarını uzun süre bastırmıştır. Bastırılanlar ise bir olayla birlikte geri döner. Selim’in ölümü, bu bastırılmış sorgulamayı harekete geçirir.
- Selim onun yaşayamadığı hayatı yaşadı
Jung’un “gölge” kavramıyla bakarsak Selim, Turgut’un yaşayamadığı yönlerini temsil eder.
Selim;
- sorgular,
- uyum sağlayamaz,
- yalnız kalır,
- acı çeker,
- ama kendine karşı daha dürüsttür.
Turgut ise düzeni seçmiştir.
Selim ölünce Turgut şunu fark eder:
“Ben gerçekten mutlu muydum, yoksa sadece uyum mu sağlamıştım?”
- Kimlik krizi
Erik Erikson’un gelişim kuramına göre yetişkinlikte insanlar zaman zaman “Ben kimim?” sorusuyla yeniden karşılaşırlar.
Selim’in ölümü, Turgut’un yıllardır ertelediği bu soruyu yeniden gündeme getirir.
- Varoluşsal boşluk
Varoluşçu psikoloji açısından Turgut’un sorunu depresyondan çok anlam krizidir.
Hayatındaki düzen ona artık yeterli gelmez.
Şu sorular peşini bırakmaz:
- Başarılı olmak neden yetmiyor?
- İnsan neden yaşıyor?
- Dostluk nedir?
- Gerçek benliğim hangisi?
Oğuz Atay’ın anlatmak istediği
Atay, Turgut’u “hasta” bir karakter olarak yazmaz. Onu, modern insanın temsilcisi olarak kurar.
Dışarıdan bakıldığında her şeyi yolundadır.
İçeride ise sessizce şu soru büyür:
“Başkalarının bana biçtiği hayatı mı yaşıyorum, yoksa gerçekten istediğim hayatı mı?”
Selim’in ölümü, Turgut’u bu soruyla yüzleşmeye zorlar. Roman boyunca yaptığı yolculuk, aslında Selim’i bulma yolculuğu değil, kendi öz benliğine ulaşma çabasıdır. Bu yüzden soyadının “Özben” olması da anlamlıdır; Atay, karakterin aradığı şeyin dışarıdaki bir cevap değil, kendi “öz ben”i olduğunu ima eder.