KOLERA GÜNLERİNDE AŞK
Kolera ve Aşk
Romanın adındaki kolera tesadüf değildir.
Kolera: Ateş,
Titreme,
İştahsızlık,
Çarpıntı yaratır.
Márquez, aşkın da bedende benzer belirtiler oluşturduğunu söyler.
Aşk bazen hastalığa benzer.
İnsanın aklını karıştırır, bedenini değiştirir ve onu kendine yabancılaştırır.
Bu yüzden romanda kolera yalnızca bir salgın değil, aşkın metaforudur.
Florentino Ariza genç yaşta, Fermina Daza’ya âşık olur. Mektuplarla başlayan bu büyük tutku, Fermina’nın zamanla Florentino’yu reddetmesiyle kesintiye uğrar. Fermina, daha güvenli ve saygın bir hayat vaat eden Dr. Juvenal Urbino ile evlenir. Fakat Florentino vazgeçmez.
Tam elli bir yıl, dokuz ay ve dört gün boyunca Fermina’ya duyduğu aşkın sürdüğüne inanır. Yüzlerce ilişki yaşasa da zihninde hep aynı kadını taşır.
Fakat Márquez bunun romantik bir zafer olmadığını da gösterir. Çünkü beklemek, her zaman olgunluk değildir. Vazgeçememek, her zaman sadakat anlamına gelmez.
Bazen insan birini değil onunla kurduğu hayali, yarım kalan ihtimali, kendisinin o ilişki içindeki halini sever. Bazı insanlar hayatımızda kalmaz; ama içimizde bıraktıkları yer kalır.
Kolera Günlerinde Aşk, yalnızca büyük bir aşk romanı değildir.
Bu roman bekleyiş üzerine, kaybetme korkusu üzerine, zamanın insanı nasıl değiştirdiği üzerine, en çok da sevgi ile saplantı arasındaki ince çizgi üzerine yazılmıştır.
Bu yüzden Florentino’nun bekleyişi bana hep şu cümleyi düşündürür:
İnsan bazen kavuşacağı için değil, vazgeçerse kim olacağını bilmediği için bekler.
Ve belki de romanın en hüzünlü tarafı budur. Florentino’nun elli yıl boyunca beklediği şey, sadece Fermina değil; gençliğinde kaybettiği kendisiydi.
Roman bittiğinde insanın aklında şu soru kalır:
Birini gerçekten mi sevdik, yoksa onu sevmekten vazgeçemeyen kişiye mi dönüştük?
Belki de bu yüzden Kolera Günlerinde Aşk yıllar sonra bile okurun içinde yaşamaya devam eder. Çünkü hepimizin hayatında, bitmiş olsa bile içimizde hâlâ konuşan bir hikâye vardır.