TÜRK ROMANINDA YABANCILAŞMA OLGUSU

Yabancılaşma, insanın varoluşunu anlamlandırdığı hem kendisine hem de doğaya yönelmesi sonucunda ortaya çıkmış ve insanın ya farkındalığını artırmış ya da büsbütün kendisine ve çevresine karşı mesafeli konuma getirmiş bir olgudur.

TÜRK ROMANINDA YABANCILAŞMA OLGUSU
A+
A-
04.12.2022
1.430

TÜRK ROMANINDA YABANCILAŞMA OLGUSU

Varoluşun kendisi bir yabancılaşmadır

Yabancılaşma, insanın varoluşunu anlamlandırdığı hem kendisine hem de doğaya yönelmesi sonucunda ortaya çıkmış ve insanın ya farkındalığını artırmış ya da büsbütün kendisine ve çevresine karşı mesafeli konuma getirmiş bir olgudur.

Batı edebiyatında bu konuda bir kült roman olarak Dostoyevski’nin Yer Altından Notlar’ı (1864), Franz Kafka’nın Dönüşüm’ü (1915) ve Dava’sı (1925), Herman Hesse’nin Step Kurdu’su (1927), Elias Canetti’nin Körleşme’si (1935), Jean Paul Sartre’nin Bulantı’sı (1938) ve Albert Camus’un Yabancı’sı (1942) karşımıza çıkmaktadır. Hem genel hem de özel yabancılaşmayı işleyen bu romanlar, modern yaşamın bireyi/aydını nasıl bir cendere altına aldığını vurgulamaya çalışırlar. Dostoyevski Yer Altından Notlar romanında, kitaplarla hayatı çözümlemeye ve bunun sonucunda büyük bir hayal kırıklığına uğrayan aydının bilinçaltında oluşturduklarını yer altı notlarına dönüştürüp okuyucuyla paylaşan karaman-anlatıcıyı anlatır. Kafka ise Dava’da bürokratik bir çember tarafından çevrilen, neyle suçlandıını bilmeyen ve sonunda sistemin ölüme yolladığı Joseph K’nın sıkılmışlığını ve Dönüşüm’de de Grekor – 45 – Samsa’nın sisteme ayak uydur(a)madığı için başkalaştığı ve bu başkalaşmanın da onu böceğe dönüştürdüğünü metaforik bir dille göz önüne serer. Kitaplarının dünyasına sığınarak kendi dışında bir dünyayı reddederek bilimi/kitabı fetişleştiren ve sonunda da duyarsızlaşarak varoluşunu nihayetlendiren Körleşme romanındaki Prof. Kien karakteriyle Elias Canetti de, yabancılaşmayı aydın ve fetiş nesne aracılığıyla verir. Albert Camus ise “das Man” olmadığı için kendisine ve topluma karşı yabancılaşan ve sonunda bir cinayet işleyen, ancak cinayetten çok annesinin ölümüne ağlamadığı için yargılanan Yabancı romanındaki Meursault karakteriyle bu olguyu çarpıcı bir şekilde işler. Bu romanlardaki kahramanların yalnız, başkalarıyla iletişim kur(a)mayan ve toplumun genel değerlerine uymayan aykırı, uyumsuz ve yabancı tipler olduğu görülür. “Çağımız edebiyatı bir süredir onu bir insan karikatürü olarak yansıtmaktadır metinlerde; edebiyat bilimi terimiyle o bir “anti-kahraman”dır artık” (Ecevit, 1998: s.45).

1953 yılında, Attilâ İlhan da Sokaktaki Adam romanındaki Kamarot Hasan karakteriyle toplumsal bir yabancılaşmaya dikkat çeker. Sonrasında Yusuf Atılgan, Aylak Adam (1959) ve Anayurt Oteli (1973) romanlarıyla bu konuda adından söz ettirir. Yazar ilk romanında C. adlı kahramanla toplum değerlerini reddeden ve kendi gerçeğini kurmaya çalışan entelektüel bir yabancıyı, Anayurt Oteli’nde ise taşrada aynı düzen içinde bunalan Zebercet’in yalnızlaşmasını ve yabancılaşmasını ardından da bunların onu nasıl intihara doğru sürüklediğini konu eder. Ahmet Hamdi Tanpınar Yeni İstanbul gazetesinde 1954 yılında tefrika edilen ve 1961 yılında da kitap olarak basılan Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanında Hayri İrdal’ın yabancılaşmasını sosyal hayat çerçevesinde ironik bir dille ifade etmeye çalışırken  Türk edebiyatında yabancılaşmayı bir kült hâline dönüştüren yazar olarak Oğuz Atay’ı söylemek gerekir.  Oğuz Atay, Tutunamayanlar (1972) adlı romanında burjuva bir aydının yaşadığı topluma ve hayata karşı yalnızlığını ve yabancılaşmasından dolayı tutunamamasını irdeler. 1960’lardan günümüze kadar yabancılaşma olgusu, Tahsin Yücel’in Mutfak Çıkmazı (1960), Adalet Ağaoğlu’nun Ölmeye Yatmak (1973) ve Bir  Düğün Gecesi (1979), Ferit Edgü’nün Hakkâri’de Bir Mevsim (1977), Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm (1983), Vüsat O. Bener’in Buzul Çağının Virüsü (1984), Bilge Karasu’nun Gece (1985), Hasan Ali Toptaş’ın Gölgesizler (1995) ve Kayıp Hayaller Kitabı (1999), Hilmi Yavuz’un Fehmi K.’nın Acayip Serüvenleri (1991), Orhan Pamuk’un Kara Kitap (1990) ve Kar (2002), Elif Şafak’ın Mahrem (2000) ve Araf (2004) gibi daha pek çok romanda modernizmin ve sonrasında da postmodernizmin etkisiyle Türk edebiyatını besleyen önemli bir kaynak olarak yerini alır. Bu eserler içerisinde Kafka’nın Dava romanında görülmeye başlanılan kahramanın adının bir harfe indirgenerek yazılması ile  içerisindeki silik ve sıradanlğın gösterilmeye çalışılmasını Fehmi K.’nın Acaip Serüvenleri’nde Fehmi K, Kar’da KA ve Gece’de O ve N ve Mahrem romanında da Be-Ce karakterleriyle görmek mümkündür.

Kaynakça:

ECEVİT, Yıldız, “Edebiyatta Yabancılaşma ve Yabancılaştırma”, Virgül, S.14, Aralık, s.45-47, 1998.

ECEVİT, Yıldız, Türk Romanında Postmodernist Açılımlar, İletişim Yayınları, İstanbul, 2009.

Yıldız vermeyi unutmayın 😉
[Total: 0 Average: 0]
Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.