Hikâye

Hikâye (öykü); yaşanmış ya da yaşanabilir olay veya durumların kişi, yer ve zamana bağlı olarak kuyucuda heyecan ve zevk uyandıracak şekilde anlatıldığı kısa edebî türdür.

Hikâye
A+
A-
19.11.2021
2.202

Hikâye Nedir? Hikâye Tanımı?

Hikâye (öykü); yaşanmış ya da yaşanabilir olay veya durumların kişi, yer ve zamana bağlı olarak kuyucuda heyecan ve zevk uyandıracak şekilde anlatıldığı kısa edebî türdür.

  • Genellikle tek olay anlatılır.
  • Kişi sayısı azdır.
  • Kahramanların bir yönü üzerinde durulur.
  • Zaman ve mekânın anlatımında ayrıntıya girilmez.
  • Hikâyede genellikle kısa cümleler kullanılır.
  • Olay, kişi, yer (mekân), zaman anlatıcı ögelerinden oluşur.

Hikâyenin Tarihi Gelişimi

XIV. yüzyılda İtalyan edebiyatında Boccaccio’nun (Bokaçyo) yazdığı Decameron (Dekameron) adlı eser, hikâye türünün ilk örneği kabul edilir.

Türk edebiyatında hikâye etme geleneği, Destan Dönemi’nden beri vardır. Dede Korkut Hikâyeleri, destan geleneğinden halk hikâyeciliğine geçişin en önemli örneğidir. Divan edebiyatında mesneviler, halk edebiyatında halk hikâyeleri ve meddah hikâyeleri bu geleneğin birer göstergesidir.

Türk edebiyatına Batılı anlamda hikâye, Tanzimat’la girmiştir. Ahmet Mithat Efendi’nin Letâif-i Rivâyât adlı eseri ilk hikâye örneklerindendir. Letâif-i Rivâyât’ta geleneksel hikâyenin anlatım özelliklerine de rastlanır. Teknik açıdan güçlü, Batılı örneklere benzeyen ilk hikâye ise Samipaşazade Sezai’nin Küçük Şeyler adlı eseridir.

Servetifünun Dönemi’nde hikâye iyice gelişmiş, Millî Edebiyat Dönemi’nde iyice yaygınlaşmıştır. Cumhuriyet Dönemi’nde Türk hikâyeciliği en parlak dönemini yaşamıştır. Bu dönemde romantizm ve realizm akımlarından etkilenen yazarlar, gözleme dayalı ve toplumcu-gerçekçi hikâyeler yazmışlardır.

Cumhuriyet Dönemi’nde ele alınan temaların başında Anadolu’ya açılma ve Anadolu insanının hikâyesi yer alır. Bu, edebiyatımız açısından en önemli yeniliktir. Millî Mücadele’nin kazanılması, sosyal ve siyasi hayatta meydana gelen değişiklikler, bu dönem hikâyelerinin konusu olmuştur.

1940’ların ikinci yarısından sonra bireyin iç dünyasına yönelme olmuştur. İç ve dış göçler, parçalanmış aileler, gecekondu sorunu, kadın hakları, insanın kendisi ile iç mücadelesi hikâyelerde ele alınmaya başlanmıştır.

Hikâyenin bölümleri

Serim, düğüm, çözüm şeklindedir ancak bazı hikâyelerde bu bölümler bulunmayabilir.

Serim Bölümü: Bu bölümde, olaya giriş yapacak kişilerin tanıtıldığı, olayın geçtiği yer ve zamanın belirtildiği, olayın anlatılmaya başlandığı
bölümdür.

Düğüm Bölümü: Okuyucunun ilgisini artırmak için anlatılan olay geliştirilir ve genişletilir. Olayın okuyucuda merak duygusu oluşturacak şekilde işlendiği bölümdür.

Çözüm Bölümü: Hikâyenin sonuçlandığı bölümdür. Zihinlerde beliren sorular cevabını bulur. Olayların düğümleri çözülür. Okuyucuda merak uyandıran sorular bu bölümde cevaplanır.

Hikâyenin Yapı Unsurları

Hikâyenin yapı unsurları kişiler, olay örgüsü, mekân (yer), zaman olarak dörde ayrılır.

1- Kişi: Hikâyede anlatılan olayları veya durumları yaşayan kahramanlar hikâyenin kişi kadrosunu oluşturur. Bunlar kurmaca kişilerdir.

2- Olay örgüsü: Hikâye kişilerinin başında geçen olaylardır. Hikâyenin temel unsurudur. Hikâyede bir ana olay vardır. Bazı hikâyelerde ana olaya bağlı küçük olaylar ard arda sıralanarak olay örgüsünü oluşturur.

3- Mekân (yer): Olayın geçtiği yer ya da yerlerdir. Yazar, olayın akışı içinde mekân hakkında bilgiler verir.

4- Zaman: Olayın başlangıcından bitişine kadar geçen süredir. Hayal planındadır. “Gün, ay, yıl, bir sabah, ertesi gün, bir hafta sonra…” gibi ifadeler zamanı gösterir..

Anlatıcı

Hikâyedeki olayı anlatan kişidir. Anlatıcı, kurmaca bir kişidir. Olaylar birinci veya üçüncü kişi anlatıcının ağzından anlatılır.

Bakış Açısı

Anlatıcının hikâyedeki kişi, olay, yer ve zamanı ele alış biçimi ve bunlara karşı takındığı tutumdur. Hikâyede üç temel bakış açısı vardır:

Hâkim (İlahi) Bakış Açısı: Bu anlatıcı, kahramanlarla ilgili her şeyi, onların düşündüklerini, hissettiklerini, yaşadıklarını ve yaşayacaklarını bilir. Kişilere ve olaylara tümüyle hâkimdir. Olayların geçmişini ve geleceğini bilir.

Örnek
“Oyuncular yeniden başladılar. Biraz önce yenilen adam bir oyun daha kaybedince sabrı tükendi:
– Hafız, dedi, valla geldin, zarımı kırdın, biraz git, ötede otur.
Hafız Nuri Efendi, buna kızar gibi oldu. “Benim sana ne ziyanım var.” diyecekti, demedi. Kalktı, kahve kapısına gitti, durdu. “Eve dönsem.” diye düşündü. Artık ikindi vakti. Akşam oluyor. Köşeden geçerken bakkaldan ekmeğini aldı, eve gitti.”
Memduh Şevket Esendal, Mendil Altında

Kahraman (1. Tekil Kişi / Ben) Anlatıcı: Burada anlatıcı, kahramanlardan biriyle özdeşleşir, olayları onun gözüyle yorumlar, onun bakış açısıyla algılar. Kahraman olaylar karşısındaki izlenimlerini yansıtır. Bu bakış açısında anlatıcı birinci kişidir.

Örnek
“Nefesim kesilecekti. bilmem neden, amma çok korkmuştum. Dadaruh şaşırdı. Kırılmış kaşağı meydana çıkınca babam, bunu kimin yaptığını sordu.
– Bilmiyorum, dedi.
Babamın gözleri bana döndü, daha bir şey sormadan:
– Hasan, dedim.”
Ömer Seyfettin, Kaşağı

Gözlemci (Müşahit, 3. Tekil Kişi) Anlatıcı: Anlatıcı, bir kamera tarafsızlığıyla olup biteni aktarır. Olaylara müdahale etmez.

  • Hikâye kahramanlarının aklından geçenleri bilmez.
  • Anlatıcı, yazarın hikâyeyi anlatma görevi verdiği, olayı anlatan kurmaca kişidir.
  • Bir öyküde birden fazla anlatıcı ve bakış açısı bulunabilir. Anlatıcı değiştikçe bakış açıları da değişebilir.
  • Bu bakış açısında anlatıcı üçüncü kişidir.

Örnek
“Orada, biraz kuytu gelen bir dükkânın önünde, bir sarrafın camının yanında durdu. Orada parlayan birkaç altına derin derin baktı, sonra gözlerini yanındaki oyuncaklara, para keselerine, cep defterlerine çevirdi. Anlayamadığı binlerce ufak tefek içinden gözlerini ayıramıyordu.”
Memduh Şevket Esendal, İhtiyar Çilingir

Bir metinde birden fazla anlatıcı ve bakış açısı bulunabilir, anlatıcının değişmesine göre bakış açısı da değişebilir.

Tema:

Bir metne hâkim olan fikir ya da duyguya tema denir. Hikâyedeki temel duygu veya düşüncedir, soyuttur. Hikâyeler bir tema üzerine kurulur. Örneğin aşk, yalnızlık, umut, hasret, yaşama sevinci gibi kavramlar bir hikâyede tema olarak işlenebilir.

Konu:

Konu, hikâyedeki duygu veya düşüncenin somut bir duruma bağlı olarak belli bir bağlamda kişi, yer, zaman ve durum bakımından sınırlandırılmasıyla ele alınmasıdır. Konu temayı sınırlandırır: Türkiye’de aile bağları, vatanından ayrılan bir çocuğun hissettiği yalnızlık duygusu, suçsuz birinin ceza almasına neden olmanın yarattığı pişmanlık, hayatın tüm sıradanlığına rağmen güzel oluşu…

Çatışma:

Hikâyede karşıt duygu, düşünce ve isteklerin; kişilik özelliklerinin bir arada sergilenmesiyle ortaya çıkan durumdur. Edebî metinlerde çatışmalar genellikle birbirine zıt kavramlar ve değerler çerçevesinde oluşur. Örneğin zengin ile fakir, iyi ile kötü, işçi ile patron, öğretmen ile imam, ağa ile köylü vb. kendi özelliklerinden dolayı hikâyelerde karşı karşıya gelirler. Hikâyeler bu çatışmaların ortaya konulmasını ve sonuçlanmasını anlatır. Çatışmalar olay örgüsünü geliştirmeye yarar.

Karşılaşma:

Olay çevresinde gelişen edebî metinlerde çatışmaları, olay halkalarını veya yeni durumları oluşturacak şekilde kahramanların yüz yüze gelmeleridir.



Yıldız vermeyi unutmayın 😉
[Total: 0 Average: 0]
Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.